
Spor yazarı Ömer Gürsoy, “Türk tenisinde değişimin bedeli: 14 aylık dönem neden yarıda kaldı?” başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi:
“Türk tenisinde değişimin bedeli: 14 aylık dönem neden yarıda kaldı?
Türk tenisinde son dönemde yalnızca turnuvaların oynandığı, rutin federasyon faaliyetlerinin sürdürüldüğü bir dönem yaşanmadı.
Altyapıdan yarışma sistemine, talimatlardan teknik şartnamelere, kamu iş birliklerinden yeni organizasyon modellerine kadar birçok alanda değişiklik yapılmaya çalışıldı.
Türkiye Tenis Federasyonunda 2024 yılının kasım ayı civarında başlayan yeni yönetim döneminin ardından teknik yapılanmada da yeni bir anlayış oluşturulması hedeflendi. Bu sürecin öne çıkan isimlerinden biri, 27 Haziran 2025 tarihinde Teknik Kurul Başkanlığı görevine başlayan Hakan Diler’di.
Diler’in kendi isteğiyle görevinden ayrılması bu nedenle yalnızca bir görev değişikliği olarak görülmemeli.
Çünkü geride kalan 14 ay, Türk tenisinde uzun zamandır ihtiyaç duyulan bazı değişikliklerin hayata geçirilmeye çalışıldığı yoğun bir dönemdi.
Ben yaklaşık 20 yıldır Türk tenisinde “yama yapmak” yerine “gemi inşa etmek” gerektiğini savunuyorum.
Her yönetim döneminde birkaç talimat değiştirmek, birkaç turnuva eklemek, birkaç yeni proje açıklamak mümkün.
Ama reform başka bir şey.
Reform, sistemin kendisini değiştirmeye cesaret etmektir.
İşte bu nedenle Hakan Diler döneminin en önemli başlığının, üzerinde çalışılan teknik düzenlemelerin yanında, Gelişim Ligi olduğunu düşünüyorum.
İLK KEZ BİR LİG
Türk tenisinde özellikle 12-14 yaş grubundaki çocuklar için yıllardır konuşulan ancak kalıcı bir modele dönüşemeyen bir ihtiyaç vardı:
Çocukların yalnızca bireysel klasman turnuvalarında değil, kulüpleri adına ve takım kültürü içerisinde yarışabileceği sürdürülebilir bir sistem.
Gelişim Ligi bu düşünceden doğdu.
İl, bölge ve Türkiye finallerinden oluşan bir yapı tasarlandı. İlk yılında 1.300’ün üzerinde sporcu ve 300’ün üzerinde kulüp organizasyonun parçası oldu.
Bunun anlamı rakamlardan daha büyük.
Çünkü ilk kez bu yaş grubunda geniş kapsamlı bir lig sistemi kuruluyor, sporcular kulüpleri adına yarışıyor ve ailelerin üzerine önemli bir mali yük bindirmeden çocukların daha fazla maç yapması hedefleniyordu.
Üstelik bütün bunlar, Türkiye’nin en köklü kurumlarından İş Bankası’nın sponsorluğuyla hayata geçirildi.
Burada Türkiye Tenis Federasyonu Başkanı Şafak Müderrisgil’in hakkını da teslim etmek gerekiyor.
Müderrisgil’in İş Bankası’nı projenin içine dahil etmesi, Gelişim Ligi’nin yalnızca bir teknik kurul projesi olmaktan çıkıp kurumsal bir altyapı yatırımına dönüşmesini sağladı.
Bence başkanlık döneminin en önemli reform adımlarından biri buydu.
Çünkü projeler havada uçuşabilir.
Sunumlar hazırlanabilir.
Dosyalar yazılabilir.
Toplantılar yapılabilir.
Ama asıl mesele, projenin hayat bulmasıdır.
Ve en zor bölüm de tam olarak budur.
STATÜKO TAM DA BURADA ORTAYA ÇIKAR
Yıllar içinde köşede sessizce bekleyen statüko, değişim başladığında kendisini göstermeye başlar.
Eleştiriler gelir.
Şikâyetler artar.
Bürokratik süreçler devreye girer.
Kişisel rekabetler başlar.
Gelişim Ligi sürecinde Bakanlık Teftiş Kurulu’nun devreye sokulmasına kadar uzanan gelişmeler yaşandı. Bana kadar ulaşan şikâyetler de zaman zaman neredeyse günlük bir rutine dönüştü.
Fakat bütün bunlara rağmen çocuklar korta çıktı.
Kulüpler lige sahip çıktı.
1.300’ün üzerinde sporcu ve 300’ün üzerinde kulüp organizasyona dahil oldu.
Yani proje, masa başındaki tartışmaların dışına çıkıp gerçek hayatta karşılık buldu.
Bir reformun en önemli testi de budur.
Elbette Gelişim Ligi eleştirilebilir. Eksikleri olabilir. Geliştirilebilir.
[eii post_id=”2525″ theme=”2″]
Ama yaşama geçirilmiş olması onu yıllardır havada kalan pek çok “proje”den ayırıyor.
Çünkü bizim asıl problemimiz proje üretmek değil, projeyi yaşatacak sistemi kurabilmek.
Statüko tam da burada devreye giriyor.
14 AYLIK DÖNEMİN GÖRÜNMEYEN TARAFI
Hakan Diler’in 14 aylık görevini değerlendirirken yalnızca yaptığı işlere bakmak da eksik olur.
Çünkü bir insanın bir görevi nasıl yaptığı da önemlidir.
Diler, Teknik Kurul Başkanlığı görevini gönüllü olarak yürüttü. Kamu göreviyle federasyondaki sorumluluğunu birlikte taşıdığı bu süreçte, görevini kişisel bir menfaat alanına dönüştürmemeye özen gösterdi.
Özellikle akçeli işlerle anılmaması, bu açıdan altı çizilmesi gereken bir özellik.
Spor yönetiminde yalnızca proje üretmek değil; yetkiyi kullanırken kişisel çıkarın dışında kalmak, görev sona erdiğinde de kurumun arkasında şaibe bırakmamak önemlidir.
Diler’in istifasında da aynı çizgiyi görmek mümkün.
Görevden ayrılırken kişisel bir hesaplaşmaya girişmedi. Kavgayı, polemiği ve makamı kendisinin önüne koymadı.
Geldiği günkü zarafetini ayrılırken de korudu.
Bazen insanın gerçek karakteri makamdayken değil, makamdan ayrılırken ortaya çıkar.
Diler açısından 14 aylık dönemin bu yönünün de en az yaptığı projeler kadar değerli olduğunu düşünüyorum.
GERİYE NE KALACAK?
Bugün Hakan Diler görevinden ayrılmış olabilir.
Ama mesele artık Diler meselesi olmamalı.
Mesele, ortaya konulan fikrin yaşayıp yaşamayacağıdır.
Çünkü gerçek kurumsallık, bir kişinin yaptığı işi kişi ayrıldığı için rafa kaldırmamakla başlar.
Gelişim Ligi’nin bundan sonra geliştirilmesi, eksiklerinin giderilmesi ve kalıcı bir altyapı sistemine dönüştürülmesi gerekiyor.
Ben bu projeyi, yaklaşık 20 yıldır Türk tenisinde gördüğüm ilk gerçek reformist girişim olarak değerlendiriyorum.
Çünkü bu kez fikir yalnızca anlatılmadı; sahaya indirildi.
Çocuklar oynadı.
Kulüpler sahip çıktı.
Sponsor bulundu.
Sistem kuruldu.
Şimdi federasyonun önündeki görev, bunu kişilere bağlı olmaktan çıkarmak.
Çünkü kişiler gelir ve gider.
Yönetimler değişir.
Kurullar yeniden oluşur.
Ama doğru kurulmuş bir sistem yaşamaya devam eder.
Ve belki de Hakan Diler’in 14 aylık döneminden geriye kalacak en önemli ders budur:
Bir kurumda iz bırakmak için mutlaka makamda kalmak gerekmiyor.
Bazen görevden ayrılırken gösterdiğiniz zarafet, görevdeyken yaptığınız iş kadar önemlidir.
Gelecekte Türk tenisinin hafızasında kimlerin kalacağını da zaman gösterecek.
Ama benim inancım şu:
Hakan Diler gibi görev yapanlar, değişime direnen statükocular ya da sadece önüne gelen evraka mühür basanlar değil; taşın altına elini koyan, sistem kuran ve geride iz bırakanlar hatırlanacak.
Çünkü makamlar geçicidir.
Mühürler eskir.
Ama iyi işler ve cesaretle başlatılmış değişimler, insanların görev sürelerinden çok daha uzun yaşar.”




