

Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, “Bir forma, bir çocuk ve tahammül-süzlük” başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi:
“Bir forma, bir çocuk ve tahammül-süzlük
Futbol milyonlarca insanı ortak bir heyecan etrafında buluşturan güçlü bir toplumsal olgudur. Bir takımın formasını giymek, renklerini taşımak, galibiyetine sevinmek, mağlubiyetine üzülmek ve tribünde aynı duyguyu paylaşan insanlarla bir arada olmak futbol kültürünün doğal unsurlarıdır.
Şahsen Beşiktaş ve Trabzonspor kazandığında veya kaybettiğinde bu iki takıma da büyük bir sevgisi, muhabbeti olan biri olarak sevinir veya üzülürüm. Ama her durumda da rakiplere yönelik en ufak bir kötü düşünce veya incitici bir yaklaşım aklımın ucundan geçmez…
Bilirim ki rekabetin ölçüsünü kaybettiği, rakibe yönelik düşmanlığın normalleştirildiği ve fanatizmin aidiyetin önüne geçtiği noktada sporun birleştirici niteliği kalmaz.
Taraftarlık ile fanatizm arasındaki ayrımı doğru kurmak gerekir.
Taraftarlık kişinin bir takıma gönüllü biçimde bağlanması ve onun başarısından mutluluk duymasıdır.
Fanatizm bu aidiyetin akılcı sınırlarını aşarak kendi takımını mutlak bir doğruluk alanına, rakip takımı ise düşmanlık nesnesine dönüştürmesidir.
Taraftar takımının kazanmasını ister, fanatik zihniyet rakibin kaybetmesini ve hatta yok olmasını kendi varlığının şartı gibi görür.
Tehlike rekabetin düşmanlığa, farklılığın tehdide ve rakibin insani özelliklerinden soyutlanmış bir “öteki”ye dönüştürülmesiyle başlar.
Bu durumun en çarpıcı örneklerinden birini geçtiğimiz günlerde kendisine tribün lideri diyen birisinin saçmalıklarında görmüştük… Ama daha beteri ile de karşılaştık… Maalesef üç yaşındaki bir çocuğun üzerinde rakip takım formasını gördüğünde öfkelenen, çocuğu veya ailesini hedef alan davranışlarda bulunan bir vandallığa da şahit olduk…
Üç yaşındaki bir çocuk futbol rekabetinin anlamını dahi bilecek yaşta mıdır? Onun üzerinde hangi takımın formasının bulunduğunun ne önemi var ve bu nasıl bir tehdit oluşturur?
Burada karşılaşılan sorun rakip takım sevgisizliği değil farklı olana tahammül edememe ve “öteki”ni düşmanlaştırma anlayışıdır.
Küfür, aşağılayıcı tezahüratlar, rakip taraftarı insanlıktan çıkaran ifadeler, sosyal medyada tehdit, hakemleri sürekli düşmanlaştırma, futbolcuların ailelerini hedef alma ve yenilgiyi komplo olarak açıklama gibi davranışlar fiziksel şiddetin zeminini hazırlar.
Şiddet önce dilde meşrulaşır sonra davranışlarda normalleşir ve nihayet fiziksel eyleme dönüşür. Bu yüzden mücadele, stadyumlarda çıkan kavgaların ötesine geçmeli ve şiddeti besleyen kültürle de yürütülmelidir.
Spor psikolojisi açısından taraftarlık güçlü bir sosyal kimlik mekanizmasıdır. İnsanlar kendilerini bir grubun parçası olarak tanımlar ve grubun başarısını kendi başarılarıyla ilişkilendirebilirler.
Bu nedenle futbol şiddetini birkaç “kötü taraftarın” davranışı olarak görmek yeterli değildir. Sorunun bireysel, psikolojik, sosyal, kültürel ve kurumsal boyutları vardır.
Bir yöneticinin rakip kulübü veya hakemi sürekli hedef göstermesi, bir medya kuruluşunun her maçı “savaş”, her hakem kararını “skandal” olarak sunması taraftar davranışları üzerinde doğrudan veya dolaylı etki doğurur.
Şurası muhakkak ki, futbol dili tam da bu yüzden büyük önem taşır. Rekabet savaş değildir ve rakip takım düşman, hakem hedef, rakip futbolcu da nefret nesnesi değildir.
[eii post_id=”1699″ theme=”2″]
Kulüpler, federasyonlar, sporcular, teknik direktörler ve medya kuruluşları kullandıkları dilin sorumluluğunu üstlenmelidir.
Taraftar üzerinde etkili olan her aktör, öfkeyi ve düşmanlığı körükleyen söylemlerden kaçınmalıdır.
Spor yöneticiliği sportif ve ekonomik başarıyla sınırlı görülmemeli, etik liderlik ve toplumsal sorumluluk da yönetimin temel unsurları arasında kabul edilmelidir.
Stadyum güvenliği de daha fazla polis ve kamera sayısından ibaret düşünülmemelidir. Etkili yaptırımlar gerekli olmakla birlikte kalıcı çözüm güvenlik tedbirlerinin eğitim ve kültürel dönüşüm politikalarıyla desteklenmesinden geçer.
Şiddeti teşvik eden, nefret söylemi içeren, ırkçı veya ayrımcı davranışlara karşı açık ve kararlı disiplin mekanizmaları uygulanmalıdır. Yaptırımın amacı cezalandırmaktan ziyade toplumda kabul edilebilir davranışın sınırlarını net biçimde ortaya koymaktır.
Çocukların sporla tanışma biçimi bu mücadelenin en önemli alanlarından biridir. Çocuklara takımını sevmenin doğal olduğu fakat rakibe saygının da sporun temel kuralı olduğu öğretilmelidir.
Kazanmanın güzel olduğu kadar kaybetmenin de hayatın doğal bir parçası olduğu, hakem kararlarının eleştirilebileceği fakat hakaret edilemeyeceği, rakip futbolcunun düşman olmadığı anlatılmalıdır.
Şiddet kültürü çoğu zaman stadyumda değil evde, okulda, sosyal medyada ve çocuğun çevresindeki yetişkinlerin davranışlarında öğrenilir.
Ailelerin sorumluluğu bu noktada büyüktür. Çocuğunun yanında rakip takıma küfreden, hakeme ağır hakaretler yönelten veya yenilgi karşısında öfkesini kontrol edemeyen yetişkin sözleriyle değil davranışıyla çocuğa bir model sunmaktadır.
Çocuklar nasihatten çok davranışları örnek alır. Spor ahlakının ilk okulu tribün değil aile ve yakın çevredir.
Sosyal medya da fanatizmin yayılmasını hızlandıran önemli bir alandır. İnsanlar dijital ortamda yüz yüze söylemeyecekleri sözleri daha kolay söyleyebilmekte, tehdit ve hakaret kısa sürede geniş kitlelere ulaşabilmektedir.
Kulüpler ve taraftar toplulukları bu platformları rakip takım aleyhine nefret üretme alanlarına dönüştürmek yerine spor kültürünü geliştirecek bir iletişim zemini olarak kullanmalıdır.
Medya da gerilimi artıran, rakipleri düşmanlaştıran ve hakemleri hedef gösteren dili normalleştirmemelidir.
Muradımız futboldaki rekabeti ortadan kaldırmak değil rekabeti medenileştirmektir.
Hiçbir maç, hiçbir kupa, hiçbir puan, hiçbir forma ve hiçbir kulüp sevgisi bir insanın onurundan, güvenliğinden ve hayatından daha değerli değildir.
Futbolun gerçek büyüklüğü rakibini yok etmekte değil rakibiyle birlikte var olabilmektedir.
Bir çocuğun üzerindeki rakip takım formasına öfkeyle değil gülümseyerek bakabildiğimiz gün futbolda şiddeti besleyen zihniyeti değiştirmeye başlamış olacağız. Futbol insan için vardır, insan futbol için değil.”